13 Ocak 2022 Perşembe

ELDİVEN


  Akşam üzeri kızımı okul servisinden almak için sıkıca giyinip  çıktım evden. Havada buz gibi ve can acıtıcı bir soğuk vardı. Rüzgarın o sert  esintisini yanaklarımda hissettiğim anda montumun siyah kapüşonunu kafama geçiriverdim. Kapıdaki görevli her zaman ki gibi kibarca açıverdi kapıyı. Selamlaştık ve ben düşmemek için adımlarımı özenle atıyordum. Keza buz tutmuş kaldırımın sivri ve  keskin köşeleri, herhangi bir düşüşte korku filmini aratmayan bir sahne oluşturabilirdi  bir anda.

   Tüm dikkatimle yürümeye devam  ederken birden burnumun dibinde  bir karartı fark ettim. Pembe, küçük bir çocuk eldiveni "merhaba" dercesine uzatmıştı elini. Yönümü bu ele çevirdim. Kuru bir  ağacın eğri büğrü dallarından  uzanan bir el, öylesine şirin, öylesine mahcup ve öylesine güzeldi ki gayri ihtiyari “merhaba” derken buldum kendimi.  Nasıl olur da bir insan cansız bir eldivene merhaba der öyle değil mi? Ama demiştim işte...

    Aslında bana değil, yoldan geçen herkese  beni bul diye sesleniyordu. Sahibine yada diğer  eşine kavuşma isteğiyle kaybolmuş kaderine razı gelmiş akıbetini bekliyordu. Belki de  kaybolmamış sadece düşmüştü! Öyle ya biri de kaldırmıştı yerden onu asmıştı en görülebilecek bir yere, fark edilsin  diye. Küçük bir çocuğun elleri üşüsün istememişti ve öylesine geçip gidememiş, duymuştu eldivenin yardım çığlığını. Onu bir taşın yada bir bankın  üzerine değil de herkesin görebileceği bir dala kondurmuştu işte. Değişik yada farklı bir insan değil, dönüşmüş bir insan işiydi bu.Düşünen, fark eden, kendinden önce başkasını önemseyen ve  yaptığının faydaya mı  zarara mı hizmet ettiğini bilen bir insan işi... 

   Evrenin o eşsiz musikisine kulak verip yönümü dönmek yeterli gelmişti.Derin bir tefekkür içinde bir “merhaba” müziği  dinliyor gibiydim ve bu his ruhuma Ömer Faruk Tekbilek'in  ezgilerini  dinlemek kadar iyi geldi. Papatya sarısı okul servisinin uzun uzun çalan kornaları beni birden  kendime getirdi.

    Yine dikkatli ve özenli adımlarımı atarak   servisten kızımı aldım. Beraberce yürümeye başladık, gününün nasıl geçtiğini sordum. Günü güzel geçmişti neşesinden de belliydi. Oda dikkatle  atıyordu adımlarını. Düşmemek için  elimi sıkıca tuttuğunda, elinin soğuk olduğunu hissettim. Bana eldivenini kaybettiğini söyledi. Ve ben yine o derin tefekkür ezgisine kaptırdım kendimi.Üşümüş küçücük bir  elin sıcacık eldivenleri, kim bilir hangi dalda onu beklemekteydi.



 

KARDELENLER

Ve hayat zorlu şartlara rağmen devam ediyor...  Zaman her şeyin ilacı öyle değil mi? Bir  yıla yakın bi  süredir Filistin'de savaş devam...