Toprak, bazen tarla, bazen arazi, bazen yurt olarak tanımlanan yeryüzü örtümüzdür. Kimi zaman savaşla kimi zaman da yanlış ve bilinçsiz uygulamalarla kullanılamaz hale getirdiğimiz topraklar görünüşte sadece bir toprak parçası olsa da aslında kendine bakan insanın toprağı, toprağa bakan insanında kendisini görebileceği eşsiz ve benzersiz bir aynadır.
İnsan doğduğunda kan ve üzerinde beden zırhıyla dünyaya gelmiştir ve nice zindanlar edinmiştir kendisine (bkz. A. Şeriati, İnsanın Dört Zindanı) Böylece kendileri için seçilmiş bedenlerde yaşamlarının sonuna kadar kalmakla yükümlüdürler. O halde beden nasıl yapıldı sorusu akla gelir. Bunun cevabını bilim farklı teorilerle açıklamaya çalışsa da kati bir sonuca ulaşılmamıştır. Bilimsel veriler varoluşumuzla ilgili pek çok fikir ileri sürmekle beraber, inancımız bize topraktan geldiğimiz vurgusunu yapar. Yüce yaratıcımız Allah (cc) sözlerinden topraktan geldiğimizi biliriz. "Allah her canlıyı sudan yarattı (enbiya 30) Allah onu topraktan yarattı sonra ol dedi ve oluverdi (ali imran 59)" ayetlerinde olduğu gibi. İşte nasıl ki toprak içerisinde su ve minareller sayesinde besleniyorsa, insanda tıpkı toprak gibi bedenindeki kan damarları sayesinde su, vitamin ve minarellerle var oluşunu sürdürebilmektedir.
Yapısı birbirinden farklı onlarca toprak vardır. Tıpkı insanlar gibi. İklim koşulları toprak oluşumunda çok etkilidir. Yaşadığımız çevrelerin insanları olmamız gibi. Oluşum bakımından farklılık gösteren toprağın bünyesinde yetişen sebze ve meyveler de farklıdır. Toprak çeşidi iklim koşullarına göre değiştikçe ekimi, hasadı ve toprak bakım zamanları değişir. İnsan da farklı zamanlarda olgunlaşır, farklı sever, farklı konuşur ve farklı düşünür. Nasıl ki bir toprağı onun kapasitesi dışında bir şey ekip hasat yapamazsak insanı da kapasitesi ve vakıf olduğu özellikleri dışında herhangi bir konuda zorlayamayız. Toprağı da insanı da benzer kılan bu özellik onları olduğu gibi kabul ettirir bize.
Hatta toprak, kendini toparlaması ve veriminin artması için nadasa bırakılır bazı evrelerde. İnsan da bazen nadasa bırakır kendisini, bırakabilmelidir zaman zaman. Nasıl ki toprak alt üst edilir ve böylece kalitesi artarsa, insan da bazen nadas zamanı yaşar. Bile isteye yapar bunu bazen de kader dediğimiz ilahi güç sayesinde. Sonuç ne olursa olsun insanda toprak gibi dinlenince daha verimli olur hayatta. Adeta kendini toplar ve yeniden olgunlaşır.
Toprak öylesine nakşolunur ki insan bedenine, doğduğu yere vatan dedirtir. Üzerine şiirler yazdırır ağıtlar yaktırır. Necip Fazıl'ın Sakarya şiirinde dile getirdiği gibi " insan üçbeş damla kan, ırmak üçbeş damla su" ve bütün dizelerine sinmiş buram buram toprak kokusu.
Yaradılan ilk insan Adem aleyhisselamdan bu yana da toprakla yaşam dürtüsü genlerimizde mevcuttur. Bugün şehir yaşantısından kaçıp doğaya yönelen ekinle ve hayvancılıkla uğraşmak isteyen onlarca insan var. Ve bu değişim dünya ülkelerinde de görülmektedir. Çünkü bedenimizi, damarlarımızda gezinen kanı, öz varlığımızı oluşturan herşey yediklerimiz sayesindedir. Toprağa verdiklerimiz biz bugün. Ve toprağa zehir vermek yerine toprağı kazanmak için uğraşmalıyız. Savaşın sadece cephede olduğu yıllar geride kaldı.Bu sebeple toprağımıza olan görevimizi de hakkıyla yerine getirmemiz gerektiğinin bilinciyle yaşamalıyız.
İnsan gibi toprağın da değerleri vardır. Toprakla yaşamanın kültürü insanı anlamanın da anahtarıdır esasında. Toprağa ait insan toprağın kucağına yeniden düşeceği zamana dek mücadelesini sürdürmekte, toprakla barışabildiği ölçüde de mücadelesinde huzuru keşfedebilmekte değil midir?
Toprağı tanıyan, kendini keşfeder. Kendini bulan hakikate aşina, dünyaya faydalı olur. Toprağı yaşatırsak insan yaşar, toprak çürürse insan ölür...
