Toprakta yetişen bitkilerin nasıl olgunlaştığını düşündünüz mü hiç? Bir bitkinin büyüyebilmesi için sevgiye, aşka ve emeğe ihtiyaç vardır. Evimizde yetirdiğimiz çiçek bile onunla konuşmadan, ilgilenmeden gülümsemez bize. Yapraklarını severiz emek verir bakımını yaparız. Çiçekleri açsın diye tomurcukları gözleriz. Sonunda emeğimizin karşılığı olarak onun rengarenk çiçeklerini koklarız. Bulunduğu yere görsel dekor sağlayan çiçeğimizle sanatsal bir fotoğraf çekip sevdiklerimizle paylaşırız.
Önemsiz bir taşı bile renkli boyalarla süsleyip sitresimizi atıyoruz. Bugun "taş boyama sanatı" insan bedeninin ve ruhunun temizlenmesine, hayal gücüyle zihnini boşaltmasına yardımcı olurken tıpkı ilk çağ insanları gibi doğallığı da güzeterek yepyeni bir eser ortaya koymasına yardımcı olmaktadır. Öyle ki doğadan faylandalandığımız şeyler yine doğal olarak bizim enerjimizi yükseltmekte ve bize terapi sağlamaktadır.
İnsanlığın ilk varoluşundan bu yana da tarım ve sanatın ortak noktası "toprak ve doğa " olmuştur. Yaradılışımız gereği üretmek ve icat etmek isteğiyle donatılan varlığımız sanata dair başlangıçların da vesilesidir. İlk çağ eserlerine baktığımızda 44 bin yıllık mağara resimleriyle dünyanın en eski figürlü sanat eserini görürüz. Bu eserler doğaya ait malzemelerin boya haline getirilmesiyle resmedilmiştir. Arkeologlar bu eserlerin gelişmiş bir sanat kültürünün işareti olduğunu belirtmiştir.
O halde eski çağdan günümüze yeni yerleri keşfetme isteği, göçler ve savaşlarla birlikte insanların kendi kültürlerini de taşımak zorunda olduğu bir gerçektir. Gerek Anadolu'ya gerekse dünyanın dört bir yanına aktarılan kültürler tarım ve sanatla insanlar arası bilgi alışverişini sağlamış gelişme ve beraber yaşamdaki o ince bağı kurmuştur.
Örneğin Gılgamış Tabletlerinde Envekar ve Aratka beylikleri arasında geçen ticari teğiş tokuşta, Fırat ve Dicle'de yetişen buğdayın, Aratka dan istenen hazineler için bir tehdit unsuru olduğu yazılı metinlerde bize aktarılmıştır. Bu yazılı tabletler topraktan yapılmış olup seramik sanatın en güzel örneğini sergilemektedir. Bu sayede dönemin ticaretini , tarıma ait bilgileri ve devletlerin varoluş güçlerini bize aktarmaktadır.
Yine ünlü ressamlar tarımı eserlerinde en güzel şekilde resmetmiştir. Vincent Van Gogh, Ali Düzgün Özellikle Julien Dupre gibi isimler, resimlerinde tarımı ve tarımda çalışan köylü işçileri eserlerine konu edinmiştir. Elinde yabasıyla güneşe karşı dik duran kadının tarımda ne kadar aktif ve güçlü olduğu da yine bu eserlerle vurgulanmıştır. Kalıcı eserler sayesinde geçmişten günümüze toprağın önemi sanat sayesinde bizlere en güzel şekilde ulaşmıştır.
Aynı toprak derin ve hislidir de. Tek bir tohumdan fışkırtır yaşamın nice kaynaklarını. Kuru bir kamışla ruha üflenen tını olur. Saz olur, dillerde türkü olur. Tarihin ve kültürün eşsiz sanat örneklerini koyar önümüze. Boya, çanak çömlek, kilim dokuduğumuz ipler, yediğimiz her türlü yiyeceğin hamaddesidir. Nice ellerde emek nice dillerde türkü olan bu ham maddeye gerektiği gibi davranmasak da o bize hep vefalıdır. Her türlü kötülüğü yapmamıza rağmen, o üretmeye devam eder. O halde bizler de toprağa karşı sorumluluklarımizi yerine getirmeli sonunda yine ona döneceğimizin bilinciyle onun varlığıyla bütünleşmeliyiz. Toprak sanat uyumunu tüm benliğimizde yaşamalı ve yaşamalıyız.
